Yargıtay Kararları Işığında Usûlsüz Tebligat ve Sonuçları

Yargıtay Kararları Işığında Usûlsüz Tebligat ve Sonuçları

 

Davada tebligatın büyük önemi vardır. Tarafların yaptıkları usul işlemlerinin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için ekseriyetle tebliğ edilmiş olması gerekir.

 

Tebligat; hukuki bir işlemin, ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamların yasa ve yöntemine uygun bir biçimde yazı ile veya ilanla yaptığı bildirim işlemidir.1

Tebligat dava ile ilgili olabileceği gibi idari işlemlerle de ilgili olabilir.

Davada tebligatın büyük önemi vardır. Tarafların yaptıkları usul işlemlerinin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için ekseriyetle tebliğ edilmiş olması gerekir. Örneğin esasa cevap süresinin işlemeye başlayabilmesi için, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmiş olması gerekir. Bunun gibi Mahkemenin yapacağı usul işlemleri için de tebliğ ekseriyetle zorunludur. Mesela kendisine duruşma günü tebliğ edilmemiş olan tarafın yokluğunda duruşma yapılamaz, Sulh ve Asliye Hukuk Mahkemelerinde temyiz süreleri kararın tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar 2.

Keza Ceza Yargılamaları bakımından da Mahkemelerce gıyapta verilen kararların kesinleşebilmesi için veya tarafların temyiz haklarının kullanabilmeleri için de mezkur kararların ilgilisine yani sanığa veya müdahile tebliğ edilmesi gerekmektedir.

Bu ve benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hukuk yargılamalarında, özellikle İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklanan icra işlemlerinde, ceza yargılamalarında, idari yargılamalarda, veya idari işlemlerde “tebligat”, yapılması gereken işlemlerle ilgili olarak süreci başlatan bir basamak olduğundan önem arz etmektedir. Tebligat memurunun Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü’ndeki şekil ve esaslara aykırı davranması nedeniyle usule aykırı işlem yaptığı takdirde örneğin, haber kağıdını kapıya yapıştırmamışsa fakat haber kağıdının yapıştırıldığına dair tutanak tutmuş ise bu takdirde şekil olarak belki usule uygun bir işlem olduğundan, söz konusu işlem ile ilgili süreler başlayacaktır ve muhatap durumdan haberdar olmadığından dolayı başvuracağı hukuksal yolları ilk etapta kaybetmesine neden olacaktır. Dolayısıyla mezkur işlem şayet icra işlemi ise bu takibe karşı itiraz süresi geçtiğinden muhatabın her an için haciz baskısı altında kalması anlamına gelecektir. Eğer bir tebliğe konu işlem bir mahkeme kararı ise bu karara karşı itiraz veya temyiz süreleri de geçeceğinden yine ilk etapta muhatabın bu haklarını kaybedeceği manasına gelecektir. Elbette bir usulsüzlük olduğu takdirde buna karşı gidilecek bir yargısal yol mutlaka vardır. Fakat tebliğ memurunun bu kasıtlı veya ağır ihmal sonucunu doğuran bir hatası neticesinde bu kusurlu davranış nedeniyle gidilebilecek bir yargısal yol var mıdır? Yani ilgili memurun kastından veya ihmalinden ötürü ilgili memura veya çalıştığı kuruma karşı meydana gelebilecek zararlara karşılık, doğacak zararın nevine göre maddi veya manevi tazminat davası ikame edilebilecek midirş Ya da ilgili muhatabın bu usulsüz tebligat nedeniyle doğacağı maddi veya manevi zarar nedeniyle tazminat isteyebilirmiş İsteyebilir ise kimden talep edebilir. İşte makale konumuz esas itibariyle hem bu konu hakkında hem de bu neviden sorunlara karşılık gidilebilecek yargısal yolarla ilgili gerek mevzuat gerekse de Yargıtay içtihatları doğrultusunda cevap verilmeye çalışılacaktır.

Uygulamada tebligatlarla ilgili olarak özellikle Tebligat Kanunu’nun 21.maddesi bağlamında çok sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Zira tebliğ memurları tebligat parçalarına kapıya haber kağıdının yapıştırıldığı hususunun yazmasına rağmen bu kağıtları yapıştırmadığı veya daire kapısı yerine apartman kapısına yapıştırdığı, tebligat teslim edilen memurun (muhtarların, kolluğun) iş yükünden dolayı alınan tebligatları teslim etmedikleri, tebligatların kaybolması nedeniyle muhatapların bu tebligatları bulmakta güçlük çektikleri ve bu nedenle işlemden haberi olmayan kişinin mağduriyetine sebebiyet verdikleri sıklıkla yaşanmaktadır. Ancak öncelikle
makale konumuz olan tebligatla ilgili yasal mevzuat hakkında bilgi vermek daha doğru olacaktır.

Makale konumuz olan Tebligata ilişkin ilk temel düzenleme, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine ilişkindir3.

Usulüne aykırı olarak yapılan tebliğin hükmüne ilişkin olarak düzenleme Tebligat Kanunumuzun 32. maddesinde düzenlenmiştir4.

Tebligat Tüzüğü’nün ilgili maddeleri olan 28 5, 29 6, 30 7maddeleri ise şöyledir:

Tebligat Tüzüğü’nde tebliğ evrakını almakla yükümlü olan memurların ilgili evrakı saklama müddetlerine ilişkin olarak tüzüğün 31. maddesinde 8 düzenlenme getirilmiştir.

Posta tebligat işlemleri rehberinde ise tebliğ imkansızlığı ile ilgili olarak 61. maddede9, Tebliğden imtina ile ilgili olarak ise 62. maddesinde birdüzenleme getirilmiştir10.

Mevcut yasal hükümler dikkate alındığında şu ayrımın yapılarak değerlendirme yapılması daha doğru olacaktır. Tebligat yapılacak adreste muhatabın bulunmaması halinin geçici olması gerekir yani tebliğ esnasındaki bulunmama halinde Tebligat Kanunu’nun 21. maddesindeki usul uygulanır, aksi takdirde muhatabın o adrese gelme ihtimali hiç yoksa zaten söz konusu evrak çıkış merciine aynen geri iade olunacaktır. Bu nedenle tebliğ evrakının muhatabın adreste bulunmaması halinde kime teslim edileceği, tebligatın ne şekilde yapılacağı yasada ve tüzükte açıkça düzenlenmiştir. Buna göre muhatap veya muhatap adına tebligatı kabule yetkili kişi 11 adreste bulunmazsa bu takdirde Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi ve Tebligat Tüzüğü’nün 28-30. maddelerine göre usulüne uygun tebliğ işleminin yapılabilmesi için sırayla şunların yapılması gerekmektedir:

1) Tebliğ memurunun muhatabın adresine gitmiş olması, ancak muhatap veya onun namına tebligatı almaya yetkili kimsenin adreste bulunmaması veya bulunduğu halde bu kişilerin tebligatı almaktan kaçındıklarının tespit edilmiş olması, tabiatıyla tebliğ memurunun muhatabın ne şekilde bulunmadığını yani adreste bulunmama nedenini
bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti azası, zabıta amir ve memurlarından tahkikinin yapılmış olması gerekmektedir.

Bu kişilerin beyanları alınarak tebliğ tutanağının altına imzalatılmalıdır, imzadan imtina halinde bu husus da tutanağa yazılmalıdır.

2) Daha sonra o yerin muhtar, ihtiyar heyeti azası veya zabıta amir veya memurlarına tebliğ evrakı teslim edilmiş olmalıdır.

3) En sonunda ilgili memur tekrar muhatabın adresine gelerek, tebliğ evrakını teslim alanın adresinin yazılı olduğu 2 nolu ihbarnameyi kapıya yapıştırmış olması gerekir.

Bu sıraya uyulmaması yapılan tebliği usulsüz kılar12.

Bu konuda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi T: 03. 10. 2005 E:2005ğ10482 K:2005ğ14426 “…. muhatap tevziat saatlerinde kendisinin veya aile sakinlerinin şehre gitmesi nedeni ile tebliğ evrakının Tebligat Kanunu’nun
21. maddesine göre muhtar Ramazan imzasına teslim edilerek 2 no’lu ihbarname muhatabın kapısına yapıştırılarak tebliğ edilmiş ve en yakın komşusu Sefer’e haber verilmiştir. İbarelerinin yazıldığı komşunun beyan
ve imzasının alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yukarıda açıklanan şekilde Tebligat Kanunu’ n u n 21. maddesi ve Tüzüğün 28. maddesi hükümlerine uygun olmayan şekilde yapılan tebligatın
geçerli olduğu kabul edilemez.13” şeklindeki içtihadıyla Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılacak tebligatın çok sıkı şekil şartlara tabi olduğuna karar verilmiştir.

Yine aynı şekilde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Tarih 06. 12. 2004 E:2004ğ9619 K:2004ğ26053 sayılı içtihadında “…. Davalı Holger adına çıkarılan tebligat, Tebligat Kanunu 21. maddeye göre tebliğ edilmiştir. Mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir. Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre davalı Holger adına adreste bulunmaması nedeniyle yapılan tebligat usulüne uygun değildir. Zira Tebligat Kanunu’nun 21.maddesi ve Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinde de düzenlenen koşullar yerine getirilmemiştir. Tebliğ memuru tebligat muhatabını adreste bulamazsa adreste bulunmama nedenini en yakın komşudan sorup beyanını imzası ile tevsik etmesi gerekir. Davalı adına çıkarılan tebligatta ise komşuya sorulup beyanının alındığı hususu adı geçenin imzası alınmadığından denetime olanak vermemektedir. Tebliğ memurunun yukarıda açıklanan ilkeye riayet etmeden Tebligat Kanunu 21. maddeye göre yaptığı tebligat usulüne uygun bir tebliğ işlemi olarak değerlendirilemez. Davalı Holger’e usulüne uygun tebligat yapılmadan dolayısıyla taraf teşkili sağlanıp davalıdan savunma ve delilleri sorulmadan davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir, 14” şeklindeki kararda da Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılacak tebligat işlemlerinin sıkı biçimde şekil şartlarına tabi olduğu vurgulanmış yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Keza Yargıtay HGK’nın 01. 07. 2009 tarih ve 2009ğ12-257 E, 2009ğ315 K sayılı kararında “Dava, takibin taliki veya iptali istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık; davacı borçluya yapılan tebligatın geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Ödeme emrinin tebliğ belgesine, muhatabın çarşıda bulunması nedeniyle adresin kapalı olduğu, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre muhtara tebligat evrakının bırakıldığı, muhatabın kapısına ihbarın yapıştırıldığı ve imzadan imtina eden karşı komşusuna haber verildiği hususları şerh edilmiş ve tebliğ memurunca imzalanmıştır.

Tebliğ memurunca, davalının gösterilen adreste geçici ve kısa süreli bulunmama sebebini komşusundan soruşturarak, “muhatabın çarşıda” olduğu yönündeki beyanını tebliğ belgesine yazarak, beyanda bulunanın imzadan çekinmesi nedeniyle bu ciheti de şerh ve imzası ile tasdik edildikten sonra; ödeme emrinin muhtara tebliğ ve 2 no’lu fişin kapıya yapıştırılması işlemlerini tamamlanmıştır. Ödeme emrinin davacı borçluya tebliğ işlemi, kanun ve tüzük hükmüne uygun yapıldığından, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin, ödeme emrinin davacı borçluya tebliğ tarihi olduğu kanaatine varılmıştır. O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir,” şeklinde içtihadı ile uygulamanın ne şekilde cereyan etmesi gerektiğini belirtmiştir15.

Ancak Yargıtay CGK’nın 10. 02. 2009 Tarih ve 2008ğ4-165 E, 2009ğ18 K sayılı içtihadında ise “…. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02. 07. 2002 gün ve 2002ğ4-154-282 sayılı kararında” da vurgulandığı üzere; muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbirinin tebliğ saati itibariyle adreste bulunmaması halinde tebliğ işleminin nasıl yapılacağı, tebligat evrakının kime teslim edileceği, tebligat memurunca sırayla hangi işlemleri yapılacağı Tebligat Yasası’nın 21. Tebligat Tüzüğü’nün ise 28 ve 30. maddelerinde düzenlenmiştir.

Madde hükümlerinin uygulanabilmesinin temel koşulu, muhatap veya onun adına tebligat yapılabilecek kimselerin yalnızca tebligat saati itibariyle adreste bulunmaması, ancak o adreste oturmaları gerekmektedir. Bu sebeple, o an için adreste bulunmama nedeninin tebligat evrakında açıklanmasına gerek bulunmadığı gibi, yasal düzenlemede bu yönde bir hükme de yer verilmemiştir. Tebligat evrakında açıklanmasına gerek bulunmayan bir hususun (adreste bulunmama nedeni), araştırılmasına ve imza ile doğrulanmasına gerek bulunmadığı ise izahtan varestedir.

Sıralı işlemlerden amaç, muhatabın tebligattan haberdar olmasını sağlamaktır. Komşuya haber verme keyfiyeti, eğer mümkün ise söz konusu olabilir.

Somut olaydaki tebligat parçasında, tebligat memurunca tevziat esnasında muhatabın adreste bulunmaması sebebiyle Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi gereği tebliğ evrakının muhtara imza karşılığı teslim edildiği, 2 no’lu haber kâğıdının muhatabın kapısına yapıştırıldığı, komşusuna haber verildiği yazılı bulunmaktadır. Tebligat memurunca muhatap veya onun adına tebliğ yapılabilecek kimselerin o an için adreste bulunmadıkları saptanınca diğer sıralı işlemlerin yapıldığının açıkça anlaşılması karşısında; tebliğ işleminin Tebligat Yasası’nın 21. ve Tebligat Tüzüğü’nün 28 ile 30. maddelerine uygun biçimde gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir 16 ” Sıkı şekil şartları aranmamıştır. Yüksek mahkeme bu içtihadıyla “adreste bulunmama sebebinin” tebligat memurunca “tahkik edilmesi 17-18” hususunun yasada yer almadığından Tebligat Kanununda ve tüzüğünde silsileyle yapılması gereken işlemlerin (evrakı teslim etme, haber kağıdını kapıya yapıştırma ve tutanağın imzalanması) yapılması halinde tebliğ işleminin usule uygun olduğuna karar verilmiştir. söz konusu kararın Tebligat Tüzüğü’nün 28-30. maddesine aykırı olduğunu açıkça ifade etmek gerekir.

Tebligat işleminin önem arz ettiği belli başlı temel kanunları şu şekilde sayabiliriz. 1086 sayılı HUMK, 5271 sayılı CMK, 2004 sayılı İİK, 213 sayılı VUK, 5941 sayılı Çek Kanunu, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, 2577 sayılı İYUK, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu vs’dir. Tebligat Kanunu’nun 21. ve Tüzüğün 28-30 maddelerine aykırı fakat şeklen uygun gibi görülen bir işlem tesis edildiği takdirde yapılan işlemin mahiyetine göre; bu durum yapılan tebligatla, tebligata konu işlem ile ilgili karar verecek merciinin dikkatinden kaçarsa süreler işlemeye başlayacağından bu sürelere hak kaybının olmaması bağlamında bir takım usulü girişimde bulunmak gerekecektir. Örneğin kambiyo senedine dayalı bir takipte ödeme emri borçluya gönderilmiş ancak borçlu adresinde bulunmadığından dolayı tebligat memuru tebliğ evrakını muhatara teslim etmiş ancak adreste bulunmama sebebini unutmuş ve tutanağa yazmayarak yeniden adrese gelmiş ve apartman kapısına, (Daireye değil) 2 nolu ihbarnameyi yapıştırmış ve komşusuna da haber vermiş olduğunu, komşunun da imzadan kaçındığını, memurun bu hususları tutanağa yazdığını, apartman kapısındaki haber kağıdının 12 yaşlarındaki çocuklar tarafından yırtıldığını, komşunun da borçluya haber vermeyi unuttuğunu varsayalım. Bu takdirde yapılan işlem acaba tebligat kanunu ve tüzüğündeki şekil ve usullere uygun mudur? Uygun değilse borçlunun buna karşı ne gibi hukuksal yola başvurması gerekmektedirş Öncelikle
belirtmek gerekir ki burada yapılan işlem usule aykırıdır. Zira tebliğ memuru her ne kadar evrakı muhtara bırakmış ve adrese tekrar gelerek 2 no’lu haber kağıdını kapıya yapıştırmış ve komşuya da haber vermiş ise de burada ihbarnamenin yapıştırılacağı kapı, ilgili şahsın adresinin bulunduğu dairenin kapısıdır. Bu nedenle ihbarname muhatabın adresinin bulunduğu kapıya yapıştırılmış olması gerekmektedir 19

Esasen memurun muhatabın niçin adreste bulunmadığını da tahkik etmemiştir. Olayımızda muhatap yani borçlu, hakkında takibin yapıldığından haberdar olmadı- ğından ödeme emrine karşı borçlu değilse süresi içinde yapması gereken itirazı kaçırmış olduğundan bu hususta İcra Hukuk Mahkemesine müracaatta bulunarak ödeme emrini öğrendiğini bildirdiği tarihin tebliğ tarihi sayılmasına ilişkin dava açması gerekecektir 20.

Yine hakkında gıyabi olarak mahkumiyet kararı verilen sanığın kendisine yukarıdaki şekilde tebliğ işlemi yapılmış ise bu takdirde sanığın temyiz süresini kaçırmış olduğu takdirde kararı veren Mahkemeye CMK 40 vd. maddelerine 21 göre yeniden müracaat ederek kararın öğrendiği tarihten itibaren tebliğ edilmiş sayılmasına ilişkin talepte bulunması gerekecektir.

Bu talepte bulunurken yine yapılamayan usulü işlemin de, olayımızda temyiz gerekçelerini de ilgili dilekçesinde belirtmiş olması gerekmelidir.

Keza HUMK 163. maddesi gereğince kendisine verilen sürede yapması lazım olan muameleyi yapmamasına yukarıdaki misalde belirtildiği şekilde süresini geçiren kişi de yine aynı madde gereğince o hakkı kullanma hakkı şeklen düşeceğinden tebligatın usulsüz olduğuna dayanarak 166. vd. maddelerine göre aynı şekilde eski hale iade yoluna başvurması suretiyle sakıt olan hakkın yeniden kullanılması bağlamında müracaatta bulunması gerekecektir 22.

Yine 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nda da bu durumda İYUK 21, 23 31 v e 6 0. maddeleri gereğince müracaatta bulunması gerekmelidir.

Muhatap, müracaat hakkını kullanırken iddialarının ispatı sadedinde delil olarak; gerekirse ihbarnamenin yapıştırıldığı adresteki kapı ile yapıştırılması gereken kapının fotoğraflarını çekip dosyaya eklemesinde ispat açısından faydalı ve yerinde olacaktır. Yine kapıcının veya yöneticinin de bu uğurda tanık olarak dinlenilmesi hususunda da talepte bulunulabilmelidir. Keza işlemi gerçekleştiren memurun da tanık olarak dinlenilmesinin istenilmesinde yararlı olacağı kanaatindeyiz.

Bu işlemlere yani usulsüz işlemlere sebebiyet veren tebliğ memurunun sorumluluğuna gelince; cezai açıdan sorumluluğu 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 52. maddesinde tanzim edilmiştir 24

Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında disiplin yönünden de sorumluluğuna da işaret edilmektedir.

Cezai sorumlukla ilgili olarak Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 14.09.1994 Tarih ve E:1994ğ3589, K:1994ğ6633 sayılı içtihadında “PTT. dağıtıcısına yalan bilgi vererek usulsüz tebligat yaptıran apartman kapıcısının eylemi, 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 55/b madde ve bendinde yazılı suçu oluşturur. PTT dağıtıcısının, apartman kapıcısının verdiği yalan bilgiden haberi olup, onunla birlikte davranarak usulsüz tebligat yapması halinde her ikisinin eylemleri, TCK’nın 240/1. madde ve fıkrasına uyar.” Tebligat memurunun görevini kötüye kullandığı takdirde görevi kötüye kullanma suçunu işlemiş olduğuna hükmetmiştir 25 .

Tebligat memurunun hukuki sorumluluğuna gelince; kanaatimizce bu konuda da genel hükümlerden hareket etmenin doğru olacağını düşüncesindeyiz. Zira burada ilgili memurun ihmali, hatası veya kastından kaynaklanan bir eylemi bahis konusudur. Bu bağlamda hukuksal nitelik olarak haksız fiil söz konusudur. Bu sebeple memurun bu eyleminden dolayı BK 41. maddesine göre sorumlu olacaktır. İlgili memur Posta İşletmesinin müstahdemi sıfatında olduğundan ve bunlar da genellikle sözleşmeli memur pozisyonunda bulunduğundan, ilgili memurun tabi olduğu kurum da BK 55. maddesi bağlamında doğan zararlardan sorumlu olacaktır. Zira istihdam eden ile mutazarrır yani zarar gören kişi arasında herhangi bir sözleşmesel bir ilişki bulunmamaktadır.

Usulsüz tebligat nedeniyle muhatabın bundan doğacak zararların tazminiyle ilgili olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne intikal eden bir olayda şöyle bir karar verilmiştir. “Y. 4. HD. 16. 01. 2003 T. E: 2002/8860 K: 344 sayılı içtihadında”…İcra Müdürü, ödeme emrine ilişkin tebligatın Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmiş olup olmadığını denetlemekle yükümlü olduğundan, yapılan usulsüz tebligat nedeniyle hakkındaki takibin kesinleşmesi sonucu, taşınmazı haksız olarak) satılan borçlunun Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasının kabulü gerekeceği dava, tazminat istemine ilişkindir. Davacı, “uzun yıllar yurt dışında yaşamasına rağmen dava dışı E. Otomotiv Ltd. Şti. tarafından Samandağ İcra Müdürlüğü’nde aleyhine yapılan icra takibi sırasında çıkarılan ödeme emrine ilişkin tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği gözetilmeksizin, icra takibinin kesinleşerek İzmir Karşıyaka Şemikler Mahallesi 16 no’lu parsel üzerindeki apartman dairesinin satışı nedeniyle uğradığı zararın, İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesi gereğince tahsilini” istemiştir. Davalı “İcra Müdürünün tebligatın usulüne yapılıp yapılmadığını inceme sorumluluğu bulunmadığından davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece “davanın reddine” karar verilmiştir. Dava konusu icra takibinin yapıldığı Samandağ İcra Müdürlüğü’nün 1997ğ2335 sayılı dosyası içinde mevcut ödeme emrinin tebliğine ilişkin tebligatın “muhatabın dağıtım saatlerinde adreste bulunmaması nedeniyle Yalı Mahallesi muhtarına bırakıldığı, 2 no’lu kağıt yapıştırılıp, komşusu bulunmadığından haber bırakılmadığından” şerhi ile tebliğ edildiği görülmektedir. Tebligat Yasası’nın 21. maddesi ve Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; “muhatabın adreste bulunmaması halinde, muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu ve meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tebliği tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak kendisinin imzalaması” gerekir. Anılan düzenleme ile PTT memuruna, “ilgilinin neden adreste bulunmadığını” tahkik etme görevi yüklenmiştir. “Adreste bulunmama nedeni” tevsik edilmeden yapılan tebligat, Tebligat Yasası’nın 21. maddesine aykırıdır. İcra dosyasındaki mevcut tebligat, bu açıklamalar ışığında incelendiğinde, davacının adreste bulunmama nedeninin tevsik edilmediği, dolayısıyla tebligatın, Tebligat Yasası’nın 21. maddesine aykırı olduğu görülmektedir. İcra müdürü,

tebligatın Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğini denetlemekle yükümlüdür. Tebligatın usulsüz olduğu yukarıda yapılan açıklamalar ışığında anlaşıldığı gibi, Samandağ İcra Hukuk Mahkemesi’nin 1999ğ122 esas dosyasında yapılan yargılama sonucunda verilen karar ile de sabit olmuştur. Yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilerek, İİK’ in 5. maddesine göre sorumluluğun kapsamı belirlenerek hüküm kurulması gerekirken, davanın reddedilmiş olması ve kısa kararda “dava ispatlanamadığı”ndan reddedilmiş olmasına rağmen,
gerekçeli kararda “hem husumetten ve hem de esastan” red kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Not: Yukarıdaki içtihadında, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi “İcra Müdürünün, tebligatın Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak yapılmadığını kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğunu” belirterek “yapılan usulsüz tebligat nedeniyle hakkındaki takibin kesinleşmesi sonucu, taşınmazı (haksız olarak) satılan borçlunun Adalet Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davasının kabulü g e r e k e c e ğ i n i ” -kanımızca da isabetli olarak- vurgulamıştır… Halbuki Yargıtay 12. Hukuk Dairesi öteden beri “tebligatın usulsüzlüğünün icra müdürünce doğrudan doğruya gözetilemeyeceğini bu hususun ancak tetkik merciine şikayet konusu yapılabileceğini” (bknz: 12. HD. 27. 10. 1993 T. E: 12327, K: 16516 “UYAR, T. İcra Hukuku’nda Tebligat Yakında yayınlanacak makalemiz; IX, dipn. 201;
“UYAR, T. İcra Hukuku’nda fiikayet Sebepleri” (Tür. Bar. Bir. D. MartğNisan-2004,dipn. 570″ 12. HD. 16.10.1984 T. E:7518, K:10498; 8. 7. 1980 T. E:4315, K. 5997 “UYAR, T. İcra Hukuku’nda Tebligat,” IX, dipn. 193 ” belirtmektedir. Davalı da, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bu doğrultudaki içtihatlarına yollama yaparak “icra müdürünün tebligatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını inceleme sorumluluğu bulunmadığını” savunmuşsa da, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu savunmaya itibar etmeyerek, “icra müdürünün bu hatalı işleminden devletin sorumlu olduğu” sonucuna varmıştır. Kanımızca da, icra müdürünün “tebligatınusulüne uygun olup olmadığını” inceleyebilmesi ve tebligatın usulüne uygun olarak yapılmamış olduğunu saptaması halinde, ilgiliye yeniden tebligat yapılmasına karar vermesi gerekir… UYAR, T. İcra Hukukunda Tebligat, açıklama: IX, dipn. 192 civarı; UYAR, T. İcra Hukukunda fiikayetin Hukuki Niteliği ve Konusu “Bknz: Yargı Dünyası Der. Ocak 2004, sayi: 97, s:9-17; Balıkesir Barosu Dergisi, Eylülğ2004, S67, s:7-10 ve http://www.talihuyar,com/makaleler/4 ichuk. sk. rtuk. nitkonu. doc; açıklama: II, dipn. 30 civarı). Bu nedenle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıdaki içtihadını çok isabetli buluyoruz.26

Emsal niteliğinde olan bu içtihattan yola çıkarak acaba hukuk usulü veya ceza muhakemeleri kanununu uygulamakla yükümlü olan ve tebliğ memurunun işlemlerini denetleyen hakimlerin sorumluluğundan bahsedilebilir mi, diye akla bir soru gelebilir. Ancak bu soruya verilecek cevap olumsuz olacaktır. Zira Hakimlerin mesuliyetiyle ilgili olarak HUMK 573 ve devamı maddelerinde sorumluluk nedenleri tahdidi olarak sayılmış ayrıca buna yönelik açılacak davalarda yazılacak dilekçeler ve eklerinin, delillerin çok sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Davanın kaybı halinde ise talep aranmaksızın davacı yanın uygun bir maddi ve manevi tazminata hükmedileceği de ayrıca düzenlenmiştir. Dolayısıyla hakimlerin yargı yetkisini kullanmaları nedeniyle vermiş olduğu kararlardan dolayı kural olarak sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak eğer yasada sayılan hallerden biri var ise yani örneğin HUMK 573-2-2. b’e göre “yoruma ihtiyaç duymayacak surette yasaya açıkça aykırı bir karar verildiği takdirde”hakimin sorumluluğu söz konusu olabilecektir. Ancak yukarıda da belirtildiği şekilde CGK kararında tebligat kanunu ve tüzüğünün gerek HGK gerekse de Hukuk Dairelerinden farklı şekilde yorumlanarak karar verildiğinden Tebligat Kanunu’ n un 21. maddesi bağlamında usulsüz tebligat ile ilgili olarak hakimin sorumluluğuna gidilebilmesi o l a s ı görülememektedir.

Peki, tebligatın usulsüzlüğü ile ilgili olarak meydana gelebilecek hangi zararlardan dolayı sorumluluk doğacaktır. Burada yapılan usulsüz tebligatla ilgili olarak eylem Haksız Fiil olarak nitelendirildiğinden bu sorumluluk rejimine göre değerlendirmek gerekir. Ancak zarar olarak maddi zarar, manevi zarara ayrımı bağlamında burada sadece meydana gelebilecek elem ve ızdırabın neticesi olarak bunların bir nebzede olsa telafisine yönelik olarak manevi zararın tazmin edilebileceği düşüncesindeyiz. Zira burada sırf tebligatla ilgili konularda usulsüzlüğün öğrenildiği anda yapılması gereken işlemler tekrardan yenileceğinden dolayı maddi zararların doğması güç görülmektedir. Örneğin usulsüz tebligat sonucu bir ilamsız takip kesinleştirilmiş olsa, borçlunun menkul gayrimenkulüne haciz konulsa dahi gıyabında bu işlemler yapılmış ise bu takdirde İİK’in 103. maddesine göre bu işlemler hakkında bir diyeceğinin olup olmaması hususunda davetiye gönderileceğinden bu takdirde takipten haberdar olacağından artık tebliğ usulsüzlüğünden bahsedilemeyecektir. Diyelim ki bu hususta yani 103 davetiyesi de usulsüz olarak yapıldı ve borçlunun gayrimenkulüne haciz konularak satışa esas olmak üzere kıymet takdiri yapıldı. Bu takdirde kıymet takdiri borçluya tebliğ olunacağından muhatap bundan haberdar olacak ve tebliğ usulsüzlüğü bulunduğu takdirde İcra Hukuk Mahkemesine müracaatla ödeme emrinin tebligatının öğrendiği tarihte tebliğ edilmiş sayılması hususunda talepte bulunacak ve yine de burada borçlu muhatabın maddi zararının meydana gelmesi engellenmiş olacaktır. Dolayısıyla özel hukukta usulsüz tebligat nedeniyle maddi zararın oluşamayacağı düşüncesindeyiz. Ancak borçlu muhatabın bu süreçte çekmiş olduğu acı elem ve ızdırabın telafisine yönelik olarak uygun bir manevi tazminatın talep edebileceği kanısındayız.

İşin bir de cezai boyutundan bakıldığında örneğin sanık hakkında açılan kamu davası ile tensip kararı alınmış ve sanığa duruşma davetiyesi gönderilmiş ancak Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine aykırı olarak yapılmış ve denetim makamı olan mahkeme yargıcı tarafından bu husus göz ardı edilmiş ve sanık hakkında bu kez zorla getirme kararının çıkarıldığını, bu ikinci tebligatında aynı şekilde usulsüz olduğunu ve yine mahkeme yargıcı tarafından sanık hakkında bu kez yakalama emri kararının çıkarıldığını bir an için varsayarsak bu takdirde acaba bundan dolayı maddi zararı söz konusu olabilir miş Burada kişinin özgürlüğünden yoksun kalacağından işine gidememesinden dolayı, bir toplantıya katılamamasından dolayı maddi zararı doğmuş olabilir. Burada sanık hakkında dava açıldığını bilebilecek durumda değildir. Haberi bulunmamaktadır. Haberi bulunsa duruşmaya gelecek midir?

Bilinemez bir varsayım. Ancak haberdar değildir duruşmadan ve bir anda özgürlüğünden alıkonulmuştur, hiçbir şeyden habersiz apar topar hakim karşısına çıkarılmıştır. Burada elbette maddi bir zarar ortaya çıkacaktır. Manevi zarar yönünden zaten herhangi bir problem de bulunmamaktadır. Bu nedenle ceza hukuku bağlamında usulsüz tebligat nedeniyle ortaya çıkacak maddi ve manevi zararlardan dolayı dava. ikame edilebileceği kanısındayız.

Ancak belki burada bir illiyet bağının kesilip kesilmemesi meselesi tartışma konusu yapılabilir. Bu bağlamda tebliğ memuru diyebilir ki her ne kadar usulsüz tebligatın yapılması neden olunmuş ise de kişinin zararından benim değil, denetim makamının ihmalinden dolayı ortaya zarar çıkmıştır. Usulsüz tebliğin telafisi her zaman düzeltilebilir mahiyettedir şeklindeki savunmasına itibar etmemek gerekir. Zira sorumluluğu başkasına atarak tebliğ memurunun veya çalıştığı kurumun mesuliyetinden kurtulmasına imkan tanımak zarara uğramış insanın zararlarının telafi edilmesine engel olmaktan öteye anlam taşımayacağından bu durum hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır.

SONUÇ:

Uygulamada Yargıtay içtihatlarındaki yorum farklılıkları da nazara alındığında tebligat işlemlerinin ne derece önem arz ettiğini vurgulamak izahtan varestedir. Özellikle vekil arkadaşların dosyalarını titizlikle incelemelerinde gerek adil yargılanma hakkının tesisinde ve gerekse de avukatın hukuki ve cezai sorumluluklarından kurtulmalarında önemli bir faktör olacağı düşüncesindeyiz. Usulsüz yapılan bir tebligat işleminden dahi davanın kazanılabileceği, bu sayede kişinin borcundan dolayı takibe itiraz hakkını kazanabileceği veya davada süresi içinde cevap verebileceği, savunma yapabileceği, temyiz hakkını kullanabilme hakkına kavuşabileceği veya usulü diğer işlemlerin yapılabilme hakkının tesisine imkan getirebilmesi bakımından göz ardı etmemek gerektiği kanısındayız.

Av. Refik AY – Avukat / İzmir Barosu
Bu Hukuki Makale, İstanbul Barosu Dergisinin 2010 yılı 84.cildi 5. sayısında yayınlanmıştır.

Etiketler: