TERÖRLE MÜCADELE, AMA NASIL?

Terörle mücadele zordur. Sanılanın aksine mücadelenin nispeten küçük bir kısmını silahlı mücadele oluşturur. Karşınızda eli silahlı ve kural tanımaz caniler olsa da terörle mücadele salt teröristle mücadele değildir.

 

Terörle mücadele zaman zaman askeri bir işmiş gibi düşünülür… Dış kaynaklı terörle mücadelede bu düşünce kısmen haklı olabilir belki. Örneğin ABD’nin Afganistan’da veya Irak’ta, kendince terörist saydığı gruplara karşı ordu ile, uçaklarla, tanklar, toplarla mücadele etmesini ve ilişkilerine savaş hukukunu geçerli kılmasını bir ölçüde anlayabilirsiniz… Ancak bu örneklerde dahi savaş mantığıyla terörün sonlandırılamadığı, tam aksine alevlendirildiği, güçlendirildiği görülmüştür.

 

Eğer terör sizin ülkenizde ve vatandaşlarınız arasında zemin bulabiliyorsa o zaman ‘terörle savaş’ tam anlamıyla bir felakete yol açar. Yapmanız gereken savaşmak değil, daha ustaca mücadele etmektir.

 

Ancak devletler ve kitleler sabırsızdır ve askeri yöntemlerle kısa sürede terörün sonlandırılmasını umarlar. Bu mantığa göre terörü bitirebilmek için insan hakları da ihlal edilebilir, özgürlükler de askıya alınabilir vs. Böyle düşünenler olağandışı önlemlerin çok yüksek dozda, ama kısa süreliğine kullanılacağını, terör biter bitmez hayatın normale döneceğini sanırlar. Oysa ki bu tarz bir mücadelede terör bitmez, tam aksine daha da güçlenir.

 

Unutmamak gerekir ki terörün kitleselleştiği, milyonlarca insanın sempatisini kazandığı bir ülkede terörün nedenleri büyük oranda devletlerin hatalarıdır. Yani bu tarz bir terör nedensiz yere ortaya çıkmaz. Devletlerin hataları ise ekonomik eşitsizlik, ekonomik geri kalmışlık, siyasi ayrımcılık, asimilasyon, sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri, kamu hizmetlerinden yararlanamama ve benzeri türden olabilir. Kürt sorununda bu saydıklarımızın pek çoğu az veya çok mevcuttur. Yani Kürt sorununun teröre dönmesinde devletin vebali büyüktür.

 

Bu noktada yapılması gereken bahsi geçen hataları gidermektir. Bu sayede terörün beslenmesinin önüne geçilir, yeni terör kaynakları kurutulmaya çalışılır.

 

Ancak terör bir kez ortaya çıktıktan ve yaygınlaştıktan sonra terörün nedeni olan hataları bırakmak tek başına terörü sona erdiremez. Bu noktada devletin yaralı, hatta travma geçirmiş kitleleri ve bireyleri sakinleştirmesi, kucaklaması ve iyileştirmesi gerekir.

 

Tüm bunlar yaşanırken elinde silah olana hakça ve hukukça yaklaşılmalı, silahlı adamlar etkisizleştirilirken hukuka uyulması halinde normal bir yaşamın kanalları açılmalıdır. Yani silahlı mücadele işin parçası olsa da, güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesi ile teröristlerin silahlı mücadelesi arasındaki fark kolayca görülebilmelidir. Teröristler ne yasalarla ne de ahlak ilkeleri ile bağlıdırlar. Oysa güvenlik güçleri kanun ve ahlak adamı oldukları sürece üstünlüklerini koruyabilirler.

 

Terörle mücadeledeki en ölümcül hata öldürdükçe mücadeleyi kazanıyorum sanmaktır. İster terörist öldürün, isterseniz şehit verin ne kadar çok öldürmek zorunda kalıyorsanız yara o kadar açılır, kanama yapar. Bütüncül, tutarlı, etkili ve uzun dönemde sürdürülebilir bir çözüm reçetesiniz yok ise silahlı mücadele işe yaramaz. Bu nedenle siyasi, iktisadi, içtimai ve askeri önlemler bir bütün halinde ve eşgüdümlü olarak uygulanmak zorundadır.

 

Bu söylediklerim eminim herkese sıkıcı ve kitabi geliyordur. Siyasiler için bu reçete katlanılamayacak kadar uzun bir vadeye ve gerçekleştirilmesi çok güç karmaşık becerilere ihtiyaç duymaktadır. Sorun da buradan çıkmaktadır. Sabırsızlık devletleri ifratla tefrit arasında bir sarkaç gibi savurup durmaktadır.

 

ASKERİ MANTIĞIN SAKINCALARI

 

Terör nispeten yeni bir kavramdır ve konvansiyonel orduların savaş mantığıyla bu örgütlere karşı mücadele etmesi neredeyse imkânsızdır. Çünkü konvansiyonel ordular düşmanı yok etmeye odaklanmıştır. Düşman bir dağın üzerindeyse imkânı olan ordu o dağı da yok etmeye çalışır. Oysa ki terör örgütleri, güçlerini kitlelerin arasında kaybolmasından alır… Çok esnektir, karşınızda belirgin bir şekilde durmaz… Bu durumda eski savaş mantığıyla hareket etmeniz halinde teröristi öldüreyim derken onun içinde saklandığı alanı, yani geniş kitleleri de yok etmeye kalkarsınız. Hele hele kitleselleşmiş, taban bulmuş bir terör örgütü akılcı hamlelerle, devletleri kendi vatandaşlarıyla savaş haline sokabilir.

 

Savaş mantığının bir diğer sorunu ise meseleyi tam da teröristlerin istediği şekle çevirmeleridir. Teröristler yaptıklarının bir savaş olduğunu iddia ederler ve temsil ettiklerine inandıkları insanları bu savaşın varlığına inandırmaya çalışırlar. Devletler, terör örgütlerinin karşısına klasik savaş araçları ve yöntemleriyle çıktıkça özellikle genç nesiller teröristlerin ‘savaş kuramı’na inanmaya başlarlar. Böylece devlet, kendi eliyle mücadelede ilkesel üstünlüklerini kaybetmeye, fark etmeden örgüte yardımcı olmaya başlar. Türkiye tecrübesi bunun pek çok misaliyle doludur.

 

Bu nedenle devletler terör örgütlerine karşı askeri olabildiğince az kullanmalıdırlar. Ordu’nun kullanıldığı yerlerde ise askeri yöntemler çağın şartlarına uydurulmalı, düşmanı yok etmeye odaklı savaş anlayışı terk edilmelidir. Mücadele olabildiğince uzman ve becerikli ama küçük ekiplerce yapılmalı; etkili bir istihbaratça desteklenmelidir. Ortada tanklar, toplar ve silahlar fazlaca görünmemelidir. Teröristler toplumun içinden cerrah hassasiyeti ile çıkarılmalıdır.

 

SADECE SİLAHLA OLMAZ

 

Başta da söyledik, terörle mücadelenin pek az bir kısmını silahlı mücadeleoluşturur. Silahlı mücadele esas çözüm reçetesine imkân ve zaman kazandırmak içindir.

 

Eğer çözüm yollarını bilmiyorsanız silahlı mücadele, suya yazı yazmak gibidir. Hatta siyasi, iktisadi ve içtimai ayağı olmayan, insan haklarını korumada hassasiyet gösterilmeyen bir silahlı mücadele, terörün zaman içinde büyümesine ve güçlenmesine dahi yol açabilir.

Etiketler: