Müvekkillerin en çok istediği 5 avukat türü :)

Müvekkillerin en çok istediği 5 avukat türü

 

 

Avukatlığı sık sık başka mesleklerle kıyaslıyorum. Her birinin belli bir alanı var ve o alanın dışında bir taleple bizimki kadar sık karşılaşmıyorlar diye düşünüyorum. Örneğin, hiçbir doktora bir hasta yakınının, ‘Kocam taburcu oldu, eve gelip bir ziyaret eder insan! Nasıl doktorluk bu’ diye kızdığını sanmıyorum. Aynı şekilde bir öğretmene ‘Kızım üniversite sınavına girerken sen rahat rahat evde oturmuşsun! Yakıştı mı hocam! Böyle mi olacaktı! Hadi sınav salonunun önünde bekliyoruz, çık gel’ diye darılana da rastlamış değilim. İnşaattaki işçinin, ‘Apartman bittikten sonra da buraya uğrayıp bir ihtiyacımız olup olmadığını soracaksın’ diye zorlamalarla karşılaştığını da görmedim. Ancak iş avukata geldiğinde; psikolog, pedagog, yakın koruma, bankacı, muhasebeci, doktor, yaşam koçu, apartman yöneticisi, sıhhi tesisatçı, arkadaş, akraba, genetik mühendisi, sosyal medya danışmanı, paparazzi, dedektif, iklim bilimci muamelesi yapıldığını biliyorum…

 

Avukat Erdem Oktar yazdı;

Örneklerle gidersek sanırım daha anlaşılır olacak…

 

Kahin Avgat

 

O gün de her zamanki gibi telefonum 8912’nci kez çaldı. Radyasyondan yemyeşil olmuş elimle telefonu kavradım ve kulağıma tuttum. Telefondaki ses epey heyecanlıydı:

– Avgat bey, neredesiniz!

+ Siz kimsiniz kardeşim?

– Ben falancanın karısıyım. (‘Karı’ kelimesini ben değil, o kullandı). Siz neredesiniz!

+ Ne bağırıyorsun kardeşim, deli misin sen!

– Benim herifi atliyyeye getirdiler, sen yoksun! Nasıl avgatsın sen ya!

+ Arkadaş, ben kahin miyim! Polisin kocanı adliyeye getireceği saati nereden bileyim! Sabahtan adliyenin kapısına dikilip akşama kadar nöbet mi tutayım? Polis karakoldan çıkmadan önce beni arar, ‘şüpheliyi getiriyoruz’ diye haber verir, ben de ona göre adliyeye gelirim. Bana bağırma, canımı sıkma!

– Olsun sen gene de burada olmalıydın. Bir de avgadız diye geziyonuz.

+ Bekle geliyorum! Nasıl geziliyor bir görüşelim!

 

Bodyguard Avgat

 

– Avgat bey, şimdi bu karşı taraf tahliye oldu ya, tekrar kavga dövüş çıkar mı?

+ Çıkarsa diye uzaklaştırma, koruma vs. talep ettik ya zaten…

– Ne bileyim, bir süre ben sizinle birlikte mi gezsem? Sizi görünce korkar bence.

+ Neden? Judo ustası gibi mi duruyorum?

– Nasıl?

+ Mermiye kafa atan bir halim mi var?

– Anlamadım hocam?

+ Bruce Lee ölmese ve iki sene daha çalışsa kurşun geçirmez olacakmış biliyor musun? Benim neyim eksik elin Bruce’undan? Altı ayda zımba gibi olurum valla. Top atsalar yıkılmam.

– Aman ya, dalga geçiyorsunuz.

+ Dalga geçiyorum tabii birader. Ama sen ciddiydin ya, ben ona yanıyorum.

 

Bilgisayar Mühendisi Avgat

 

– Avgat abi iyi akşamlar.

+ Buyur kardeşim.

– Ya, bilgisayara format atmayı biliyor musun?

+ Bilmiyorum.

– E, sana format gerektiğinde ne yapıyorsun?

+ Tamirciye götürüyorum.

– Sen şimdi bilmiyorsun yani?

+ Bilmiyorum.

– Hiç mi bilmiyorsun?

+ Allahım sabır yarabbim.

– Hemen kızıyorsun. Geçen de kızdın.

+ Kapatıyor musun yoksa ben mi kapatayım?

– Önce sen kapat abi.

+ Hayır sen…

– Yoo sen…

 

Mafya Avgat

 

– Avgat bey, iyi günler. Rahatsız ettim. Ben falancanın bilmem nesinin bilmem nesinin bilmem nesinin bilmem nesiyim.

+ Ooo, yakın akraba sayılırsınız. Buyrun, sizi dinliyorum.

– Şimdi bizim bir kiracı var. Evden çık diyoruz çıkmıyor. Kirayı da ödemiyor. Elektrik-su da bizim üstümüzeydi. Onu da ödemediği için kesmişler, faiz biniyor.

+ Büroya gelin de görüşelim.

– Yok yok… Büroya gelmeye gerek yok. Siz bi’ arasanız da korkutsanız?

+ Ne yapayım? Telefonu açtığında ğööööö diye bağırsam olur mu?

– Valla bilmem neyimin bilmem neyimin bilmem neyimin bilmem neyim çok şakacı biri olduğunuzu söylemişti de inanmamıştım. Ben avgatları hep çok ciddi biliyordum…

+ Ben genellikle çok kızdığım zamanlarda espri yapıyorum. Bilmem neyinizin bilmem neyi bunu da söylemedi mi?

– Ya şimdi ben diyorum ki, siz bir arayın. Bak parayı ödeyip evi boşaltmazsan seni hapse attırırım, 10 yıl çıkamazsın deyin. Bir de imzalı kaşeli mektup yollayıp iyice gözünü korkutun. Biz de huzura erelim, vallahi çok yorulduk.

+ Teyzecim bence şöyle yapalım; ben, adamlarım Komodin Bahattin’i, Vagon Necmi’yi, Barut Osman’ı, Dikiştutmaz Sabri’yi, Manyak Rıfat’ı ve Gaddar Kerim’i alıp bunun mekanına gideyim. Bir nara atıp masayı devireyim. Bunun bizim alemde manası çok derindir. ‘Ben adama bilezik gibi geçiririm’ demek… Hatta zorlarsak ‘saksıya fesleğen gibi oturturum’ anlamı da çıkar. Bak o zaman nasıl ödüyor. Efendim? Evet, dalga geçiyorum… Alo? Alo?

 

Karşılama Komitesi Başkanı Avgat

 

– Aloğ? Avgat abi! Nerdesin ya!

+ Bürodayım, ne oldu?

– E, gelmiyon mu?

+ Nereye? Karakol mu yine?

– Ya yok, abim çıkıyo ya cezaevinden?

+ Ee?

– Karşılamayacan mı?

+ Kardeşim ben bando mızıka takımı mıyım, karşılama komitesi başkanı mıyım, protokol müdürü müyüm? Abini cezaevinden çıkarttık, bitti. Nesine geleyim?

– Abim seni göremeyince çok üzülecek.

+ Yahu beni göremediğine üzülmesin, çıktığına sevinsin yeter. Çok göresi varsa buyursun gelsin çayımı içsin.

– Vallahi çok üzülecek.

+ Üzülmesin.

– Aşırı üzülecek.

+ Üzülmesiiin!

– Boncuklu kuş yapmıştı sana.

+ Sağolsun.

– Üzdün abimi.

+ Yav kapat kurban olayım.

Artık çok rica ediyorum, bana olmadık misyonlar ve özellikler yüklemeyiniz… Sadece bana değil, hiçbir meslektaşıma bu tür görevlendirmelerde bulunmayınız… İşimiz/vazifemiz haricinde bulunduğunuz taleplerin karşılıksız kalacağını görünüz. Yani yanımıza illa Komodin Bahattin’i, Vagon Necmi’yi, Barut Osman’ı, Dikiştutmaz Sabri’yi, Manyak Rıfat’ı, Gaddar Kerim’i mi alıp gelelim?

 

 

 

(Bu yazı, Hukukta Sol Tavır Derneği’ne ait #DirenTerazi blogu için kaleme alınmıştır)

Etiketler: