İKİ EKMEK BİR SÜT / “a be, biz elinin körü müyüz?”

İki Ekmek Bir Süt

 

Yedi numaralı dairedeki adam, işaret parmağıyla beni gösterip oğluna, dedi ki bir gün kızgınlıkla, “sen kapıcı çocuğuyla mı oynuyorsun?” “Evet” demesini beklerdim arkadaşımın; “yok” dedi, “bir kişi eksik kalmıştık maçta, bunu aldık işte!”

 

Hep gülümseyen ben, bakakaldım öylece. Tek göz odalı bir kapıcı dairesinde yaşıyorum annem, babam ve iki kardeşimle. Ağlayacak bir odamın olmasını istedim o anda, yoktu. Koştum; nefes nefese kalana kadar, dilim damağım kuruyana kadar koştum ve bir Çingene mahallesine vardım. Koşarken tutamıyordum gözyaşlarımı zaten ; o mahallede boşala boşala ağladım.

 

Çingeneler sardı dört yanımı; genci, yaşlısı, çocuğu… Dediler ki, “ne ağlarsın be ya, dök içini bize.” Döktüm içimi. “İki kız kardeşim var; beni üzgün görmesinler diye gülümsüyorum her zaman” dedim. “Helal olsun sana “ dediler. “Ama kapıcı çocuğuyum diye, apartmanda, mahallede ve okulda dışlanıyorum” dedim ve mahallede yaşadığım olayı anlattım. “Sende var bir Çingenelik” dedi yaşlı bir adam. “Çingene değilim” dedim. “Bizim gibi feleğin çemberinden geçiyorsun daha çocukken” dedi bir abi. “Sen de bizdensin” dedi bir kadın ve “gel, bizim maçlarımızda oyna” dedi akranım çocuklar.

 

Bir zaman sonra, babam dedi ki, “sen Çingene çocuklarla top mu oynuyorsun?” “Evet” dedim, “hatta lakabım gol kralı!” Öyle bir tokat attı ki bana, düştüm. “Bir daha onların mahallesine gidersen gebertirim seni!” dedi.

 

Öğretmenler Günü`nde elini öptüm öğretmenimin ve bağırdı bana öğretmenim; ”yine ellerin ıslak!” “Kapıcı çocuğu işte!“ dedi arkadaşlarım alaycı bir ses tonuyla, “ne bilsin elleri ıslakken kimseye dokunmaması gerektiğini!” Ben bazen dalgın oluyorum, hepsi bu… Belki öğretmenim de dalgınlıkla bağırıyordur bana ve arkadaşlarımın oyunlarda benimle eşleşmek istememelerinin sebebi de dalgınlıktır, ne dersiniz?

 

Babam, kanser olduğunu söyledi bir süre önce ve dedi ki,“git Çingene mahallesine; ama bana da yardım et.” Ağlayacak bir odam yoktu ve Çingene mahallesine doğru koştum. “Ooo, gol kralı, neredeydin bunca zamandır?” diye sordu arkadaşlarım. Söyledim babamın hastalığını. Dediler ki, “geçmiş olsuna gelelim”. Diyemedim, “babam sizi sevmiyor.” Hep beraber bizim mahalleye döndük, apartmana girdik, -en az on beş kişiyiz-, çaldım kapıyı. Kalbim küt küt atıyor böyle. Annem açtı. “Babam için geldiler” dedim sesim titreyerek. Gülümsedi annem. Buyur etti misafirleri. Babamın elini öptü Çingene arkadaşlarım. Yetişkinler de vardı içlerinde; amcalar, teyzeler… Babam başladı ağlamaya; dedi ki, “apartmandan hiç kimse gelmez bana.” “A be, biz elinin körü müyüz!” dedi bir teyze gülümseyerek. “Yok” dedi babam, “baş tacısınız…”

 

Kardeşleri ilkokula, annesi temizliğe, babası kemoterapiye giden bir çocuğum ben. Liseye gelmeden daha, büyüdüm, evet. Sabahları, alışverişini yapıp apartmanın, kardeşlerimin ödevlerini kontrol ettikten sonra okulun yolunu tutuyorum. Okul çıkışı çöplerini topluyorum dairelerin, annem temizliğe gitmişse, aş pişiriyorum piknik tüpünde ve ders çalışırken uyuyakalıyorum…

 

Çingene arkadaşlarım geliyor bazen aileleriyle bir. Apartmandakiler diyor, “kapıcı kanser olmasa sokmazdık bunları apartmana”. Babam dedi ki bana, “Çingeneler de biz gibi çekmişler, hem de daha çocukken…“ Babamın durumu kötüledi iyice ve daha vicdanlı artık…

 

Üç numaralı daireye bir kilo kivi alıyorum haftada iki kez, dört numaralı daire beni kasaba yolluyor haftada bir kez. Sekiz numaralı daireye annem temizliğe gidiyor, iki numaralı daire kötü koktuğumu iddia ediyor. Dokuz numaralı daireye şiveli konuşmam yasak,-Karslıyız biz ve insanca konuşuyorum ben!-, beş numaralı daire, “baban iyileşmedi mi daha?” diye soruyor, On numaralı daireye küsüm; aldırdığı kolilerce yumurtadan biri kırık çıksa beni azarlıyor. Altı numaralı daire, “becerebilirsen tıkalı lavaboyu aç!” diyor ve yedi numaralı daire zaten beni sevmiyor… Bir numaralı daire kaldı geriye, kapıcı dairesi; tek göz odalı evimizden, Çingene dostlarımızın vefası eksik olmuyor…

 

Evimize iki ekmek bir süt alıyorum her gün; babamın gözleri doluyor…

 

-Ergür Altan-

Etiketler: