Yavaşlama Zamanı …


Yavaşlama Zamanı

Yaşantımız her geçen gün daha da hızlanıyor. Bununla birlikte, kendimize ayırdığımız zaman günlük programımız içinde giderek daha az yer kaplıyor. “İleri al” tuşuna basılmış gibi yaşamaktan başka yol olmadığını düşünüyoruz. Bu noktada çoğumuz bu telaştan uzaklaşıp bir nefes almak istiyoruz.

Sizce de biraz yavaşlamak iyi olmaz mıydı?

Çoğumuz yaşantımızın gereğin­den fazla hareketli ve duygusal anlamda iyi gitmediğini söylü­yor ve iş hayatımızla özel hayatımız ara­sındaki dengeyi yeniden kurabilmenin yollarını arıyoruz. Daha çok özen gös­terdiğimiz bir hayata doğru yol almaya çalışıyoruz. Ancak, böyle bir hayata sa­hip olmak geçmişe göre günümüzde da­ha zor.

Hızlı hayat çevremizi çoktan ku­şatmış durumda; hızlı yenen hazır yemek, hızlı otomobiller, hızlı sohbetler, hızlı tatiller ve hatta hızlı aile hayatı.

Dün­yanın birçok yerinde insanlar işleyen bir saate karşı yarıştıklarını varsayarak gün­lük programlarını etkinliklerle ne kadar çok doldururlarsa, kendilerine ne kadar az zaman ayırırlarsa onlar için o kadar iyi olacağına inanıyorlar. Bu olgu “za­man hastalığı” diye tanımlanıyor ve filo­zoflara göre hayatlarımızın bu hızlı akışı “yoksulluğun yeni bir türü”.

Mükemmel bir hayata sahip olabiliriz, fakat o hayatın güzelliklerinin tadını çıkaracak zama­nımız yok.

Arkadaşlarımıza, ailelerimi­ze ve yediğimiz yemeklere fazla zaman ayırmadan yaşıyoruz. Hayatımız akıp gi­diyor ve biz bu akıntıya dâhil olabilecek bir fırsat arayıp duruyoruz. Oysa bu fır­sat o kadar yakınımızda ki…

Biraz yavaş­larsak hayatımızı gerçek anlamda yaşa­maya başlayabiliriz.

Çözüm “yaşanılan an”a değer ver­mekte. Gelecek hakkında hepimizin kaygıları var elbette, ancak önemli olan şimdiki zamanı kaçırmadan gelecekteki hedeflerimizi gerçekleştirmek için çalış­malar yapmak.

Hayatlarımız hızlandıkça dinlenme arzumuz da artıyor. Aslında organlarımızın hayatlarımızı yavaşlatmamız için bize yaptığı çağrıdır dinlenme arzusu.

Eski kültürlerde zaman geçen her gü­nün sonunda başa dönerdi. Dolayısıy­la eski medeniyet insanları yeni doğan günü nasıl değerlendireceklerine o gü­nün başında karar verirlerdi. Ancak gü­nümüzde zaman kavramı her günün başında bir önceki gün olduğumuz ye­re dönmüyor, aksine her gün bir adım daha ileri gidiyor. Geçen zamanın tela­fisi maalesef mümkün olmuyor. Bu ko­şullarda insanlar zamanı geri dönüşü ol­mayan sınırlı bir kaynak olarak algılıyor ve kaybedilen zaman kaybedilen paray­la eşdeğer tutuluyor. İnsanlar bilinçsizce de olsa daha çok şeyi daha kısa zaman­da yapmaya çalışıyorlar ve yapılan işin kalitesi de ona ayrılan süreyle ters oran­tılı olduğu için kalitesiz iş yapma olası­lığı artıyor.

Kesin olan tek şey her şeyin değişi­yor olması. Değişim hızı giderek artıyor; buna ayak uydurmak istiyorsanız hız­lanmak sizin için doğru bir seçim ola­caktır…

Buna karşılık ihtiyaçlarımızın değişmediğini hatırlatmakta fayda var. Fark edilmek, takdir edilmek, yakınlık hissetmek ve önemsenmek insanın ken­dini bir yere, kişiye veya nesneye ait his­setmesini sağlayan olgulardır. Bu ihti­yaçlar, ancak insan ilişkilerinde yavaş­lama sağlanırsa giderilebilir. Değişimin üstesinden gelebilmek için yavaş olma­yı, derinlemesine düşünmeyi ve birlik­te olmayı geri kazanmamız gerekli. An­cak bu şekilde gerçekten kendimizi ye­nileyebiliriz.

Her geçen gün hızlanan, çalışma saatlerinin ve beklentilerin bitmek bilmediği kapitalist sistem içinde bu akıma uymak her ne kadar çok kolay olmasa da en azından kendi özelimizde ve sosyal ilişkilerimizde, yavaşlayabiliriz belki de. Unutmayın, zamanı bize kolaylık yaratması için bizler günlere, saatlere böldük, onun kölesi değil efendisi olmak da elbette bizim hakkımız.

Yaşanılan son an belki de şu andır kim bilir, her anınızın tadını doyasıya çıkarmanız dileğimizle…

Referans Makale: Gizem Karlılar, “Yavaşlama Zamanı”, Bilim Teknik Dergisi, Ekim 2009

YolveMacera

4.8.2018 17:08:00