Edebiyat Sanık Sandalyesinde : Rıfat Ilgaz

Edebiyat Sanık Sandalyesinde : Rıfat Ilgaz

 

“Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak, kitaplar suç ortağımız ” R. Ilgaz

1944 senesi; dünya tarihinin en kanlı savaşının beşinci yılı. Türkiye savaşın dışında kalma gayretinde ama her an savaşa girecekmiş gibi savunmaya kaynak ayırmak zorunda, bütçe ilk kez açık veriyor, ekonomik gidişat kötü, halk yoksulluk içinde . Ama devletin en büyük kaygısı “komünizm”, düşmanı da aydınlar, sosyal adaletsizliğin eleştirildiği her devirde olduğu gibi. Yoksulluktan, adaletsizlikten söz etmeye kalkışan toplumcu yazarlar, anında kendilerini Örfi İdare Mahkemesinin huzurunda buluyor o günlerde.

Rıfat Ilgaz’ın işte böyle bir dönemde yazdığı “Sınıf” kitabı için de durum farklı olmaz. Önce kitap hakkında toplatma kararı verilir, 1944 yılı mayıs ayında Rıfat Ilgaz tutuklanır, tutuklandığında öğretmendir. Yargılama neticesi 6 ay hapis cezasına çarptırılır Rıfat Ilgaz. Suçu “TCK 142’ye muhalefet, komünizm propagandası yapmak ”

Gerekçeli karara epey emek vermiştir(!) mahkeme. Her bir şiirde sanatçının aslında nasıl da “zararlı” fikirler savunmakta olduğunu, hangi gizli mesajları vermeye çalıştığını satır satır incelemiştir. “Bir baş soğanı yoldaş ederdik, saçta pişmiş mısır ekmeğiyle” dizesinde hiç münasebeti olmadığı halde komünistlere mahsus “yoldaş” kelimesini kullanmış , mektep sınıfından bahsedermiş gibi yaparak da zengin ve fakir halk arasındaki tezat ve münasebeti belirterek “komünistlik” yapmıştır. Bununla da yetinmemiş fakirlerin hayatını tasvir etmek suretiyle toplumu tariz ederken, zenginlerin havadan para kazandığını ima etmiştir, kitabın kapağı da kırmızıdır üstelik. Daha ne olsun değil mi ya!

Rıfat Ilgaz savunmasında solcu fikirler hakkında propaganda yapmadığını, kendisinin realist bir şair olması sebebiyle toplumsal hayattan kesitler sunduğunu, kitabın ismi ile de sosyal sınıfları değil muallim olması nedeniyle mektep sınıfını kastettiğini söylemiştir. Elbette Mahkemeyi ikna etmemiştir bu savunma, Mahkemeye göre “Sınıf” içtimai bir zümreyi ortadan kaldırmak gayesiyle yazılmış bir propagandadan başka bir şey değildir, işçi sınıfının lehinde sermayedarların ve hükumetin aleyhindedir yazılanlar. Üstelik sanık öteden beri komünist olarak tanınan Hasan İzzettin Dinamo ile de ahbaplık ettiğine göre belli ki solcudur. Kararın sonuç kısmı ise daha da vahimdir. Bilirkişiler “kitabın yazarının hasta ruhlu olduğunu” belirtmekle birlikte komünizm propagandası olmadığını mütalaa etmişlerdir fakat Sayın Mahkeme şöyle demistir kararında “..fakat daha evvel hükumet tarafından bu kitabın muhteviyatı muzır görülüp toplatıldığına göre hükumetçe başka mütehassıs heyetlerde inceletilmiş ve propaganda olduğu tespit edilmiş olduğuna şüphe yoktur”.

Tıpkı bugün olduğu gibi o günlerde de yargı “aşırı bağımsızdır” belli ki, hatta o kadar bağımsızdır ki “kitap hükumet tarafından toplatıldığına göre demek ki suç unsuru var, olmasa zaten toplatılmazdı” diyebilmektedir rahatlıkla. Şiiri, sanatı yargılamanın hakimlerin haddine düşüp düşmediği ise tartışma konusu dahi değildir.

Böylesi gülünç denebilecek bir yargılama neticesinde sağlık problemleri de olmasına ragmen cezaevine konulur ünlü yazar. Lakin mahkemeler ve cezaevleri ile olan teşrik-i mesaisi bu dava ile sınırlı kalmaz. Aziz Nesin ve Sabahattin Ali ile birlikte Marko Paşa dergisini çıkarırlar. Dergi kapatıldıkça ismi değişir; Hür Marko Paşa olur, Malum Paşa olur, Yedi-Sekiz Hasan Paşa olur. 1960 ‘lı yıllara değin kendi adlarıyla yazamaz yazarlar, Rıfat Ilgaz Stepne ve Remzi Işık adlarıyla yazar. Adnan Menderes iktidara geldiğini gün “mizah dergileriyle uğraşacağız” demistir zaten. Nitekim uğraşır da, meclise hakaret, devlet başkanına hakaret, hükumet başkanına hakaret suçlamalarıyla sürekli davalar açılır yazarlar hakkında. Adem Baba dergisinin sadece tek bir sayısından Rıfat Ilgaz hakkında 7 dava açılır örneğin, tedavi gördüğü Heybeliada Sanatoryumundan çıkarılıp cezaevine konulur. Ama ona en çok acı veren olayı şöyle aktarır usta edebiyatçı : “ En acı duyduğum olay beni zincire vurmalarıdır, düşünün ki bir şairi zincire vuruyorlar…”

Savaşın devam ettiği günlerdir, Almanya ile ilişkiler de iyice gerilmiştir. Hükumette Almanlardan bir tepki geleceği korkusu vardır. Cezaevinde bir gece yarısı alarm çalar, askerler mahkumları ite kaka avluya çıkarır, kelepçeler olan bir zincir gelir ve Rıfat Ilgaz ile birlikte 40-50 kişi zincire vurulur. Cezaevinde tutuklu Turancı subaylar vardır, onlar ise zincire vurulmaz. Başlarına komutan tayin edilir ve zincire vurulmuş şekilde mahalle aralarında dolaştırılarak sığınağa götürülürler.

Ne yazık ki bu korkunç hadisenin benzeri yaklaşık 40 yıl sonra bir kez daha tekrar edecektir Rıfat Ilgaz’ın hayatında. 12 Eylül darbesi olmuştur, yazar Cide’de Yıldız Karayel romanını yazmaktadır. 28 Mayıs 1981 gecesi evinden gözaltına alınır. Gözleri bağlanarak ve zincirlenerek merkeze kadar yürütülür, hemşerilerine teşhir edilerek kilometrelerce yürütülen 70 yaşındaki yazar dört gün boyunca ayakta bekletilir, ET Balık Kurumundan bozma hapishaneye konulur. Ülkenin en önemli yazarlarından birini 70 yaşında zincire vurmuş bir devlettir karşımızdaki.

“Sınıfın ozanıyım mimli

Hababam Sınıfının yazarıyım ünlü

Kim ne derse desin çocuklar için yazdım hep

İki iş tuttum ömür boyu köklü ilki çocukları okutmaktı

      İkincisi yazdıklarımı çocuklara okutmak”

Devlet “Sınıf” ile fişlemişti yazarı ve tam 42 yıl kaydını tutmuş, izlemekten vazgeçmemişti. Mesleğinden attı, zincire vurdu, zindana attı.

Ama bu ülkenin çocukları; “onlar için yazdım hep” dediği çocuklar, onun kitaplarıyla büyüdüler. Filme uyarlanırken orjinaline sadık kalınmamış da olsa zengin, yoksul, kentli, köylü milyonlarca çocuk nesiller boyu Hababam Sınıfı ile güldüler. Bu ülke aydınlarına çektirdiği çile ile maruftur, Rıfat Ilgaz’ın devletin her türlü cefasından nasibini aldığı yaşamı , yakın dostu Asım Bezirci’nin de aralarında bulunduğu aydınların Sivas’ta yakılarak katledilmesi ile son buldu, kalbi o kadar ağır bir acıyı taşıyamadı.

Evet bu ülke onun yüzünü hiç güldürmedi ama o bu ülkenin çocuklarını güldürerek meydan okudu devletin zulmüne. Rıfat Ilgaz’a ölüm yok, çocuk kahkahalarında yaşamaya devam edecek ve Rıfat Ilgaz’ın Sınıfından geçmiş çocuklar da zalimlere asla eyvallah etmeyecek. Doğumunun 105. yılında iyi ki doğmuş Rıfat Ilgaz.

 Kaynak Hürrem Sönmez.

Etiketler: