Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı Doğrultusunda 2000 Yılı Borcu İçin Şirket Ortağına Düzenlenen Ödeme Emrinin İptali Hakkında Önemli Bir Danıştay Kararı !

6183 sayılı yasada yapılan ve vergi borcundan sorumlu tutulan şahıslar hakkında önceden var olmayan bir takım yeni sorumluluk yolları ve yeni sorumluluk kriterleri getiren değişikliklerin, artık henüz tahsil edilmeyen amme alacakları için de geriye yürütülerek söz konusu alacakların tahsiline ilişkin olarak yapılacak işlemlere uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Bu nedenle, limited şirket ortakları hakkında düzenlenerek tebliğ edilen ödeme emirleri için sorumlu tutulduğu kamu alacağının ait olduğu dönemlerde yürürlükte bulunan 6183 sayılı AATUHK’nun 35. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekeceği izahtan varestedir.

Danıştay 9. Dairesinin vermiş olduğu 11.4.2013 gün ve E:2011/2018-K:2013/3283 sayılı karar gereğince, bir mükellef hakkında limited şirket ortağı olması nedeniyle şirketten 13.10.2000 tarihinde hisse devri yapıp ayrılmış olması karşısında kendisine, 2000/4,6,8,9 dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı KDV, gecikme faizi ve yargı harcından kaynaklandığının anlaşılması üzerine düzenlenen ödeme emri iptal edilmiştir. Düzenlenen ödeme emri Anayasa Mahkemesi kararı ve Danıştay 9. Dairesinin E:2011/2018-K:2013/3283 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Sonuç itibariyle, davacı şirket ortağı adına düzenlenen ödeme emri iptal edilmiş, yerel vergi mahkemesinin red kararı isabetsiz görülmüş ve neticede davacı limited şirket ortağının temyiz talebi uygun bulunarak yerel vergi mahkemesi kararı bozulmuştur. Gelinen noktada Danıştay şirket ortağının hangi vergilendirme dönemine ilişkin olarak tahakkuk eden vergi borcundan şirket hakkında kanuni takip yolları tüketilmek koşulu ile bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle mahdut olarak sorumlu olacağına karar vermiştir.

Hürses-Av. Nazlı Gaye Alpaslan

 

 

 

 

İlgili Danıştay Kararı;

T.C.
DANIŞTAY
Dokuzuncu Dairesi
Esas No : 2011/2018
Karar No : 2013/3283
Tarih : 11.04.2013

. VERGİ ZİYAI CEZALI KATMA DEĞER VERGİSİ
. UYUŞMAZLIĞIN, DAVACININ SORUMLU TUTULDUĞU KAMU ALACAĞININ AİT OLDUĞU DÖNEMLERDE YÜRÜRLÜKTE BULUNAN KANUN HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ

ÖZET : 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin kararın 14.5.2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği görüldüğünden, 5766 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanunda yapılan ve vergi borcundan sorumlu tutulan şahıslar hakkında önceden var olmayan bir takım yeni sorumluluk yolları ve yeni sorumluluk kriterleri getiren değişikliklerin, artık henüz tahsil edilmeyen amme alacakları için de geriye yürütülerek söz konusu alacakların tahsiline ilişkin olarak yapılacak işlemlere uygulanma imkanı bulunmamaktadır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın, davacının sorumlu tutulduğu kamu alacağının ait olduğu dönemlerde yürürlükte bulunan 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 35. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekmekte olup, davacı tarafından adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davanın kabulü gerekirken Vergi Mahkemesince reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

İstemin Özeti : Davacının ortağı olduğu … Kimya Boya San Tic. Ltd. Şti’nin vadesinde ödenmeyen 2000/Nisan-Haziran, Ağustos, Eylül dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gecikme faizi ve yargı harcı borçlarının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden İzmir 4. Vergi Mahkemesi’nin 27/10/2010 tarih ve E:2010/1322, K:2010/1674 sayılı kararının; temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gereği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Emre Ergül’ün Düşüncesi: Olayda davacının ortaklığa giriş tarihinden önceki dönemlere yönelik olarak adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuki isabet bulunmadığından, temyiz isteminin kabulü ile aksi yöndeki Mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

KARAR : Uyuşmazlıkta, davacının ortağı olduğu … Kimya Boya San.Tic. Ltd. Şti.’nin vadesinde ödenmeyen 2000/Nisan-Haziran, Ağustos, Eylül dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gecikme faizi ve yargı harcı borçlarının tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; asıl borçlu şirketin tahakkuk eden vergilerinin vadesinde ödenmediği, şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasında herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığı, bunun üzerine amme alacağının tahsili amacıyla şirketin ortağı olan davacı adına dava konusu ödeme emirlerinin düzenlenip tebliğ edildiğinin anlaşıldığı, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, limited şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu borçlarından dolayı ortaklar için öngörülen sorumluluğun müteselsil sorumluluk olduğu, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların müteselsil sorumlu tutularak sermaye hisseleri oranında takip edilmesi gerektiği, 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde yer verilen “Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır” hükmü nedeniyle ortağı olduğu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağından sermaye hissesi oranında sorumlu bulunan davacı adına sermaye hissesi oranında düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden Vergi Mahkemesi kararının; 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiği, ortaklığa giriş tarihinden önceki ‘ borçlardan geçmişe dönük olarak sorumlu tutulamayacağı, ödeme emrine konu alacakların zaman aşımına uğramış olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, … Kimya Boya San.Tic. Ltd. Şti.’nin tahakkuk eden vergilerinin vadesinde ödenmemesi üzerine şirket hakkında mal varlığı araştırması yapıldığı, ancak yapılan araştırmalarda adı geçen şirketin herhangi bir mal varlığına rastlanılmadığından, şirketten tahsil edilemeyen vergi borçlarının 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi hükmüne dayanılarak 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca davacı adına şirket ortağı sıfatıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlenildiği anlaşılmıştır.

Olayda uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinde 5766 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerden sonra oluşan hukuki durumun irdelenmesi gerekmektedir.

6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinde, 29.07.1998 yürürlük tarihi itibarıyla, 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca yapılan değişiklikle, “Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar” hükmü yer almakta iken, anılan madde 5766 sayılı Kanun’un 3. Maddesi ile yeniden düzenlenmiş ve yapılan değişiklik ile 1. fıkrasında limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları, 2. fıkrasında ise ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların, devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu oldukları belirtilmiş, 3. fıkrasında da amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.

5766 sayılı Kanun’un yürürlük maddesi olan 27. maddesi uyarınca, 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde yapılan değişiklikler, 5766 sayılı Kanun”un Resmi Gazete’de yayımlandığı tarih olan 06.06.2008 itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Öte yandan, 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, “Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır” denildiğinden, yukarıda belirtilen değişiklikler ve getirilen yeni hükümler, yürürlük tarihinden sonra doğacak amme alacakları için uygulanacağı gibi daha önce doğmuş olup, yürürlük tarihi itibarıyla halen ödenmemiş amme alacakları için de uygulanacağı sonucunu doğurmaktadır.

Ancak 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla anılan maddenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 28.4.2011 tarih ve E: 2009/39, K: 2011/68 sayılı karar ile 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın TC Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına hükmedildiği, yürüdüğün durdurulmasına ilişkin kararın da 14.5.2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır.

Anayasa yargısında yürürlüğü durdurma, yetkili bir yargı organınca Anayasaya uygunluk denetimi yapılmakta olan bir kuralın henüz esas yönünden incelenmesi yapılmadan ya da esas yönden incelemesi yapılarak Anayasa aykırı bulunduktan sonra kararın yazılıp iptal hükmü yürürlüğe girinceye değin yürürlüğün askıya alınmasıdır. Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı Anayasanın 153. maddesinin 3. fıkrasında kural olarak benimsenmiştir. Ancak, yürürlüğün durdurulması müessesesi, Anayasa Mahkemesi tarafından, bu kuralın bir istisnası olarak benimsenmiş ve iptal edilen kuralın, iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihe kadar uygulanmasının istenilmediği durumlarda iptal kararı ile birlikte yürürlüğün durdurulması kararı verilerek yürürlüğü askıya alınmaktadır.

5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin kararın 14.5.2011 tarih ve 27934 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği görüldüğünden, 5766 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanunda yapılan ve vergi borcundan sorumlu tutulan şahıslar hakkında önceden var olmayan bir takım yeni sorumluluk yolları ve yeni sorumluluk kriterleri getiren değişikliklerin, artık henüz tahsil edilmeyen amme alacakları için de geriye yürütülerek söz konusu alacakların tahsiline ilişkin olarak yapılacak işlemlere uygulanma imkanı bulunmamaktadır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın, davacının sorumlu tutulduğu kamu alacağının ait olduğu dönemlerde yürürlükte bulunan 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 35. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un vergisi uyuşmazlık konusu olan dönemlerde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde 4369 sayılı Kanunun 21. inci maddesiyle yapılan ve 29.7.1998 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve, bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları ifade edilmiştir.

Bu düzenlemeye göre, ödeme emri ile takip edilen kamu alacakları, hangi vergilendirme dönemine ilişkin olarak tahakkuk etmiş işe, şirket hakkındaki kanuni takip yollan tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak sorumlu olacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

İncelenen dosyada, şirketten tahsil edilemeyen vergi borçları için 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca davacı adına şirket ortağı sıfatıyla dava konusu ödeme emirleri düzenlenmiş ise de; davacının şirket ortaklığına 13/10/2000 tarihinde noterde yapılan hisse devri sözleşmesiyle dahil olması, buna ilişkin kararın 28/11/2000 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanması, dava konusu ödeme emirleriyle davacıdan tahsil edilmek istenilen amme alacaklarının ise 2000/Nisan-Haziran, Ağustos, Eylül dönemlerine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gecikme faizi ve yargı harcından kaynaklandığının anlaşılması ve 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında uygulanmasına cevaz veren 5766 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 28.4.2011 tarih ve. E. 2009/39, K. 2011/68 sayılı kararı ile iptal edilmiş olması nedeniyle davacının şirkete ortak olduğu tarihten önceki dönemlere ilişkin amme alacaklarından geçmişe dönük olarak sorumlu tutulması mümkün olmayıp, adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacı tarafından adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davanın kabulü gerekirken Vergi Mahkemesince reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, İzmir 4. Vergi Mahkemesi’nin 27/10/2010 tarih ve E:2010/1322, K:2010/1674 sayılı kararının bozulmasına 11/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Etiketler: