Medeniyetin ilk şartı adalettir.

 

Antik Yunan şehirlerinde, yurttaş olanlara davalara kendilerini destekleyecek bir arkadaş çağırma izni verilmişti. Roma hukukunda bu kişilere ‘’avocat’’ dendi. Bu da ‘’yardım için çağrılmış kişi’’ anlamındaki ‘’advocatus’’ kelimesinden geliyordu.

 

İspanyollar Amerika’ya geldiklerinde ilk defa gördükleri bir meyveye yerli halkın ‘’ahuakatl’’ dediklerini duydular. Kelimeyi tam telaffuz edemeyen İspanyollar, o dönem İspanyolcasında avukat anlamındaki ‘avocado’yu kullandılar bu meyve için. Ahuakatl’ın Kızılderili dilinde ‘testis’ demek olduğunu ve söz konusu meyvenin de testise şekli benzerliği sebebiyle bu adı aldığını öğrendiklerinde artık iş işten geçmişti.

 

Avukatlık Roma’dan sonra başlıbaşına bir iş olarak İngiltere’de 1500’li yıllarda gelişti. Ancak, bunun eğitimini alanların hepsi zengin, hepsi zaten toprağı malı mülkü olan adamlardı. 1500’li yılların ortasında birşey daha oldu. Katolik Kilisesi, aziz ilan edilmesi istenen kişilerin adaylık sürecinde, karar oturumlarında adayın neden aziz olmaması gerektiğini savunacak bir kişi görevlendirmeye başladı. 1980’li yılların başına kadar devam eden bu görevliye, ‘’advocatus diaboli’’ yani ‘’şeytanın avukatı’’ dendi. ‘Şeytanın avukatlığını yapmak’ deyimi burdan geliyor.

 

Hukuk eğitiminin herkese açılması Amerikan kolonilerinde oldu. Bir para kazanma ve kariyer mesleği olarak avukatlık en mükemmel haline ABD’de ulaştı.Ancak sadece Amerikan devleti değil, Amerikan toplumu da avukatların işgali altında. İnsanlar artık hak hukuk işlerinde vicdanlarının sesi yerine avukatlarının sesini dinliyorlar.

Etiketler: